Kur'an Kursları

Sizin en hayırlınız, Kur'ânı Kerim'i öğrenen ve öğretendir.

Hz.Muhammed(s.a.v)

Kur'an'ı hakkıyla okumanın anlamı, onu yaşamak ve sanki yaşayan Kur'an olmak demektir. Bu anlamda şuurlu bir Kur'an okuyucusunun, Kur’an okumanın mana ve ehemmiyeti hakkında bilmesi gereken bazı önemli mes’eleleri ve uygulamada dikkat etmesi gereken hususları nazarı dikkatinize arz ediyoruz;

Kur’an-ı Kerim Okumanın Fazileti:

Cenab-ı Hakk'ın kelâmı olan Kur’ân'ı okumak çok faziletli bir ibadettir. Hattâ İbnu'l-Cezerî selef âlimlerinin Kur’ân okumayı (nafile) ibadetler içerisinde birinci sıraya koyduklarını ifade eder. (en-Neşr, 1/3).

Nitekim Kur'ân'da bu hususa vurgu yapılmıştır: "Allah'ın Kitabı'nı okuyanlar, namaz kılanlar ve kendilerine rızık olarak verdiğimiz rızıktan (Allah için) gizli ve açık sarfedenler, asla zarara uğramayacak bir ticaret umarlar." (Fâtır, 35/29)

Allah Resûlü(s.a.v.) Kur’ân okumanın fazileti üzerinde durmuş ve bunu fiilen uygulamıştır;

"Ümmetimin en faziletli ibadeti, Kur’ân okumaktır." (Münavi, Feyzu'l-Kadir 2/44)

"Allah evlerinden bir evde, Allah'ın kitabını okumak ve aralarında müzakere etmek için toplanan kimselerin üzerine sekine iner, onları rahmet kuşatır, melekler etraflarını sarar ve Allah onları kendi katında bulunanlara överek anlatır." (Ebû Davud, Vitr 14)

Bediüzzaman hazretleri, Nur Risalelerinin muhtelif yerlerinde, Kur'anın mezkûr meziyetleri ve hasiyetlerine binaen, aşağıda yazılı veçhile tafsilatlı açıklamalarda bulunmuştur. Bunlardan birkaç tanesini buraya derç ediyoruz:

Kur'anın herbir harfi, hiç olmazsa on sevabı ve on hasenesi olması ve on meyve-i bâki vermesi, hattâ bir kısım âyâtın ve surelerin herbir harfi, yüz ve bin ve daha ziyade meyve vermesi ve mübarek vakitlerde her harfin nuru ve sevabı ve kıymeti ondan yüzlere çıkması.. (Asa-yı Musa 132)

Kur'an-ı Hakîm'in herbir harfinin bir sevabı var, bir hasenedir. Fazl-ı İlahîden o harflerin sevabı sünbüllenir, bazan on tane verir, bazan yetmiş, bazan yediyüz (Âyet-ül Kürsî harfleri gibi), bazan binbeşyüz (Sure-i İhlas'ın harfleri gibi), bazan onbin (Leyle-i Berat'ta okunan âyetler ve makbul vakitlere tesadüf edenler gibi) ve bazan otuzbin (meselâ haşhaş tohumunun kesreti misillü, Leyle-i Kadir'de okunan âyetler gibi). Ve o gece bin aya mukabil işaretiyle, bir harfinin o gecede otuzbin sevabı olur anlaşılır. İşte Kur'an-ı Hakîm, tezauf-u sevabıyla beraber elbette müvazeneye gelmez ve gelemiyor. (Sözler 346)

Kur'an-ı Hakîm'in nass-ı hadîs ile herbir harfinin on sevabı var; on hasene sayılır, on meyve-i Cennet getirir. Ramazan-ı Şerifte herbir harfin, on değil bin ve Âyet-ül Kürsî gibi âyetlerin herbir harfi binler ve Ramazan-ı Şerifin Cum'alarında daha ziyadedir. Ve Leyle-i Kadir'de otuzbin hasene sayılır.

Evet herbir harfi otuzbin bâki meyveler veren Kur'an-ı Hakîm, öyle bir nuranî şecere-i tûbâ hükmüne geçiyor ki; milyonlarla o bâki meyveleri, mü'minlere kazandırır. İşte gel, bu kudsî, ebedî, kârlı ticarete bak, seyret ve düşün ki: Bu hurufatın kıymetini takdir etmeyenler ne derece hadsiz bir hasarette olduğunu anla! (Mektubat 402)

 

Kur’an-ı Kerim Şefaatçi Olacaktır:

Aşağıda zikredilen rivayet şefaat mevzusunda, hem Kur'an okumanın anlamını, hem de onun nasıl şefaat edeceğini açıklaması açısından son derece önemlidir:

“... Canı çıkacağı zaman Kur’an gelir ve başının ucunda durur. Onlar ölüyü yıkayıp işleri bitince Kur’an içeri girip kefeni ile göğsü arasına girer. Kişi kabrine konu­lunca Münker ve Nekir melekleri geldiğinde Kur’an çıkar ve onların arasına girer. Melekler Kur’an’a: "Bizi bırak onu sorguya çekmek istiyoruz." derler. Kur’an: "Allah'a yemin olsun ki ben ondan asla ayrılmam!" der. Öyle ki Kur’an her şeye müdahale eder, ta ki kişi cennete gi­rinceye kadar.

Sonra da Kur’an: "Beni tanıyor musun?" der. Kişi: "Hayır tanımıyorum!" der. Kur’an:"Gece gündüz beni okuduğun Kuran’ım! Seni şehvetle­rinden, kötü şeyleri işitmekten, harama bakmaktan koruyanım. Dostlar arasında beni en sadık dost olarak bulurdun. Kardeş­ler arasında beni en sadık kardeş olarak bilirdin. Sana müj­deler olsun, Münker ve Nekir sorgusundan sonra asla hiçbir keder ve üzüntü sana gelmeyecektir...” (Haris, İbn-i Hacer el-Askalani, Metalibu Aliye, Tevhid Yayınları: 3/200/202)

Başka bir hadislerinde ise Efendimiz(s.a.v) şöyle buyurmuştur: "Kim Kur'ân'ı okur, ezberler, helâl kıldığı şeyi helâl kabul eder, haram kıldığı şeyi de haram kabul ederse Allah, o kimseyi Cennet'e koyar. Ayrıca hepsine Cehennem şart olmuş bulunan ailesinden on kişiye şefaatçi kılınır." (Tirmizi, "Sevâbu'l-Kur'ân," 13, HN: 2907).

 

Kur’an-ı Kerimi öğrenmek ve Öğretmek:

Peygamberimiz (a.s.v), Kur'an-ı Kerim'in korunması ve tebliği konusunda gereken hassasiyeti kendisi gösterdiği gibi, ashâbını da bu konuda yönlendirmiş; Kur'an'ın ezberlenmesini ve öğretimini teşvik etmiştir.

O (asm), Kur'an okuyan ve onunla amel edenlerin gıpta edilecek kimseler olduklarını, her harfine karşılık on sevap kazanacaklarını, okudukları âyetlerin kıyâmette onlar için birer nûr olacağını ve derecelerini yükselteceğini, Kur'an'ın onlara şefaat edeceğini, dünyada da kendilerini için huzur kaynağı olacağını ve ayrıca Kur'an dinlemenin de sevap kazandıran güzel bir davranış olduğunu bildirmiştir.

Kur'an öğrenen ve onu öğretenlerin en hayırlı kimseler olduklarını "Sizin en hayırlınız, Kur'ânı Kerim'i öğrenen ve öğretendir." sözüyle açıklayan Allah'ın Elçisi (a.s.v), Kur'an'ı ezberleyen ve onunla amel eden hafızlara da ayrı bir değer vermiş ve onların Allah'ın ehli ve seçkin kulları ve meleklerle beraber olduklarını, cennete gireceklerini ve ayrıca aile fertlerinden cehenneme girmeyi hak etmiş on kişiye şefaat edeceklerini bildirmiştir.

Kur’an Talimi yapan küçük/büyük Nur Talebelerine, Bediüzzaman hazretlerinden ehemmiyetli bir mektup.. Aziz masum evlâdlarım!

Kur'anı öğrenmek için ders almağa çalışıyorsunuz. Sizin bildiğiniz yeni harfte noksanlar olduğu için, mümkün oldukça yeni harften okunmamak lâzım gelir.

Hem Kur'anı okumanın faidesi, yalnız hâfız olmak ve dünyada onunla bir makam kazanmak, bir maaş almak değil; belki herbir harfi, hiç olmazsa on hayrından tâ yüze, tâ binlere kadar Cennet meyvelerini, âhiret faidelerini vermesini düşünüp ve ebedî hayatın rahatını ve saadetini temin etmek niyetiyle okumak lâzımdır.

Evet mekteblerde, dünya maişeti, ya rütbeleri için fenleri ders okumak, bu kısacık dünyevî hayatta derecesi, faidesi bir ise; ebedî hayatta Kur'an ve Kur'anın kudsî kelimelerini ve nurlu ve imanî manalarını öğrenmek, binler derece daha kıymetlidir. Onlar şişe hükmünde, bunlar elmas hükmündedir.

Hem peder ve vâlidenize hakikî ve faideli evlâdlar olabilirsiniz. Siz madem masumsunuz, daha günahınız yok; böyle kudsî bir niyetle okusanız, sizleri Risale-i Nur'un masum şakirdleri içinde kabul edip umum şakirdlerin dualarına hissedar olursunuz ve nurlu ve mübarek talebeler olursunuz.

Hem üstadınızı, hem sizi, hem peder ve vâlidelerinizi, hem memleketinizi tebrik ediyorum. (Emirdağ Lahikası-1 238)

Üstad Bedîüzzaman hazretleri, Kur'an'dan başka hiçbir kitaba müracaat etmeden ve te'lifat zamanında yanında hiçbir kitab bulunmadan Nur Risalelerini te'lif etmiştir.

Merhum Mehmed Âkif'in: Doğrudan doğruya Kur'an'dan alıp ilhamı, Asrın idrakine söyletmeliyiz İslâmı.

Kur'an hattını muhafaza etmek hizmetiyle de muvazzaf olan Risale-i Nur'un, muhakkak Kur'an yazısıyla neşredilmesi lâzımdı. (Tarihçe-i Hayat 162)

Ağır şartlar içerisinde Risale-i Nur'u Hazret-i Üstadımız inayet-i İlahiye ile te'lif edip, ekserisini Kur'an harfleriyle ve el yazısıyla neşretmiştir. Böylelikle -aynı zamanda- Kur'an hattını da muhafaza etmiş ve yüzbinlerle Müslüman Gençler Risale-i Nur'u okuyabilmek için mukaddes kitabımız olan Kur'anın yazısını öğrenmek nimet ve şerefine nail olmuşlardır. (Tarihçe-i Hayat 694)

Risale-i Nur, Kur’anın manevi bir tefsiri olması hasebiyle ve Nur talebelerinin de Yeni harf ile teksir edilebilen Asâ-yı Musa eserini okuyan gençler, Kur'an harfleri ile yazılmış mütebâki eserleri de okuyabilmek için kısa bir zamanda o yazıyı da öğreniyorlar.

Bu şekilde birçok ilimlerin öğrenilmesine engel olan ve dinden imandan çıkarmak için te'lif edilen eserleri okumağa mecbur eden Kur'an hattını bilmemek gibi büyük bir seddi de yıkmış oluyorlar.

Bir milletin gençliği ne zaman Kur'an ve ondan lemaan eden ilimlerle techiz ve tahkim edilmiş ise, o vakit o millet terakki ve teâli etmeğe başlamıştır. (Şualar 552)

Bediüzzaman hazretleri, saff-ı evvel talebelerinden re’fet ağabeye hitaben yazdığı bir mektupta, umum nur talebelerine ehemmiyetli bir ders vermekle beraber, aynı zamanda bir vazife ve görev tevdi etmiştir;

“…Hem her bir has talebenin mühim bir vazifesi, bir çocuğa Kur'an öğretmek olduğundan, sen bu vazifeyi yapmağa başladın.” (Barla Lahikası 329)

 

Mezkûr açıklamalara binaen, Kur’an öğretimi ile alakalı Nur medreselerinde yapılagelen veya yapılması icap eden bazı uygulamaları nazar-ı dikkatinize sunuyoruz;

  • Dershanede kalan talebelere, mümkün olan en kısa sürede, her talebe için yapılacak hususi bir program çerçevesinde Kur’an-ı Kerim öğretimi yapılması gerekir.

Bunun için evvela vakıf/müdebbir ağabeyler başta olmak üzere, okumayı bilen her talebe kendini vazifedar addetmesi icap eder.

 

  • Mümkün mertebe, Tecvidli Kur’an-ı Kerim öğretiminin yapılması, nur talebelerinin, kur’an okumasına verdiği ehemmiyetin bir göstergesi olması hasebiyle hayati bir öneme haizdir.

Tecvid, her bir harfin hakkını vererek Kur'an-ı Kerim ayetlerini telaffuz etmek anlamını ifade eder. Tecvîd Kur'an'ın kelimeleri ve bu kelimeleri oluşturan harflerdir. Kur'an harflerinin durumunu söz konusu eden tecvid, Kur'an-ı Kerîm'i hatasız okumayı öğreten bir ilimdir. Buna göre tecvîdin gayesi, ilahî kelâmın okunuşunda, dili her türlü hatadan korumaktır.

Tecvîd ilmini bir çok âlim, kıraat ilminin bir parçası olarak değerlendirmişlerdir. Fakat tecvîd, Kur'an'ın Allah ve Resulünün isteğine göre okunması konusunda önemli bir rol üstlendiği için, ayrı bir bilim dalı olarak sayılması gerekli görülmüştür. Çünkü kıraat ilminin konusu Kur'an-ı Kerim'in kelimeleri, tecvîdinki ise, onun harfleridir.

Tecvidin gayesi, Yüce Allah'ın "Kur'an'ı açık açık, tane tane oku." (Müzemmil, 73/4) buyruğunu gerçekleştirmektir. Buna göre Kur'an-ı Kerim, ağır ağır, harflerini belli ede ede, öyle ki, dinleyenlerin adeta harflerini sayabileceği şekilde okunmalıdır. Bu ayette Kur'an'ın güzel, ahenkli ve tane tane okunması, telaffuzu ve harflerin çıkış yerlerine uygun bir şekilde tilavet edilmesine dikkat çekilmektedir.

Kur'an-ı Kerim Allah katından lafız ve manasıyla birlikte inmiş olduğu için, Kur'an bütünlüğünü oluşturan lafız ve mana örgüsüne önem vermek gerekmektedir. Kur'an-ı Kerim'in Arapça olması, onun bu dilin özelliklerine göre okunmasını da gerekli kılmaktadır.

Kur'an'ın belirli kurallara göre okunması gerektiğine göre, bu kuralların bir çeşit toplamı demek olan tecvîd de, Kur'an tilâvetinin ayrılmaz parçası durumundadır.

Hz. Peygamber (asm), Kur'an'ın tecvîdle okunmasına büyük önem vermiş ve böyle okuyanları da takdirle karşılayarak bu kimselere iltifatta bulunmuştur.

İbn Mes'ud'un "Kur'an'ı tecvîd ile okuyun, güzel seslerle onu süsleyin ve Arapça kurallara uygun olarak okuyun." (İbnü'l-Cezerî, en-Neşr fî Kıraati'l-Aşr, I, 210) şeklindeki sözleri de tecvîde uyma konusunda sahabenin titizliğini göstermesi açısından önemlidir.

Özetle söylenecek olursa; tecvîdin konusu, Kur'an kelimelerini oluşturan harfler; gayesi de, Kur'an-ı Kerîm'i hatasız ve güzel bir şekilde okumaktır.

 

  • Cemaatimizin, sosyal ve toplumsal yönüne bakıp takviye eden etkinlik ve faaliyetlerin en önemlilerinden birisi de, medrese-i Nuriye bünyesinde Yaz Kur’an Kurslarının icra edilmesi.

Hizmetlerle alakadar olan her ağabeyin bu mes’ele üzerinde ciddi bir mesai teksif etmesi gerekmektedir. Bu mes’elenin, bu zamanda, bu derece ehemmiyet kesbetmesinin birkaç ciddi sebebi vardır;
*Kur’an öğretiminin, ciddiyetten uzak ve çok kalabalık, çocukları öğrenmeye teşvik ettiği iddia edilen bid’alarla karışık icra edilmesi neticesinde, hakiki manada bir verimin elde edilememesi.
*Kur’an eğitimini veren me’murların, resmiyetinde etkisiyle, günü kurtarma hesabıyla hareket ederek, ekseriyetle ne derece kudsi bir vazife ile me’mur olduklarının şuurundan uzak bir fikriyata sahip olmaları.
*Bu kurslarda maalesef sadece Kur’anın lafzen öğretilmesi, manasının öğretilmesi üzerine bir çaba söz konusu olmamaktadır.

 

Daha burada sayamacağımız bir sürü esbab varki, bütün bu mezkûr menfi hakikatlara binaen, kur’an öğretiminin yapılması noktasında omuzlarımıza kudsi bir yük koymakta ve şuurlu bir yaklaşımla aşağıda yazılı veçhile bazı vazifelerin yapılmasını gerektirmektedir;

  • Yaz Kur’an Kursunun, yapılacak kapsamlı bir program ve belirlenecek bir takvim çerçevesinde icra edilmesi.

Bu programa, kur’anın lafzen öğretilmesinin yanında manasının da anlaşılabilmesini sağlayacak Risale-i Nurlardan istifade cihetine gidilecek bir yöntem(mütalaa v.s) ve içeriğin(okunacak konular önceden belirlenecek) dâhil edilmesi.

Ayrıca her bir Müslümanın, ciddi manada ihtiyaç duydukları/duyacağı İlmihal, Namaz Hocası, Adab-ı Muaşeret gibi kaynaklardan istifade ettirilerek, program içeriğinin çeşitlendirilmek suretiyle zenginleştirilmesi.

 

  • Yeterli fiziki mekân ve araçların sağlanması(projeksiyon, masa, sandalye, kırtasiye seti v.s.) ve ihtiyaç duyulacak diğer maddi imkânların(verilebilecek hediyeler, yapılacak ikramlar v.s.) karşılanması noktasında bir hazırlık yapılması.
  1. Programa dâhil olan talebelerin velileriyle irtibat halinde olmak, Kur’an öğretimleri hakkında velilerini haberdar etmek, programın verimini arttıracağı gibi kursun ciddiyetinin de bir tezahürü olacaktır.
  2. Kur’an öğretiminin icrasında, ehil bir yürütme heyetinin teşkil edilmesi ve aralarında vazife taksimatının yapılması.
  3. Medrese-i Nuriye’nin kapasitesi, maddi ve manevi imkânları göz önünde bulundurularak, keyfiyetin içinde kemmiyetin aranması gerekir.

Bunun için programın icrası aşamasında her hangi bir karmaşaya mahal vermemek için, program başlamadan önce, kursa kaç talebenin alınacağı, alınacak talebelerin yaş aralığı ve eğitim düzeyleri, kullanılacak materyallerin nasıl temin edileceği gibi kıstasların belirlenerek mümkün olan tüm kanallarla(sohbet günlerinde, sms yoluyla, yerel internet siteleri ile v.s) duyurusunun yapılması gerekmektedir.

 

  • Kur’an öğretimi, süreklilik arz eden bir ihtiyaç olduğundan dolayı, bu eğitimi yaz aylarına hasretmek uygun değildir.

Bu nedenle yazın icra edilen kur’an kursu bünyesindeki etkinlikleri, sene içerisinde, gönüllü olan her talebe için yapılacak hususi programlar suretiyle, vazifelendirilecek ağabeyler vasıtasıyla devamiyetinin sağlanması büyük önemi haizdir.

 

Kur’anın Manevi ve hakiki bir tefsiri olan Risale-i Nur:

Kur’an okumaktan maksat O’nu anlamaya çalışmak, O’nu düşünmektir. O’nun inceliklerini bulmak, O’nunla amel etmektir.

Kur’an’ı ezbere bilen, ama O’nu anlamayan, içindekilerle amel etmeyen kimse, harflerini ok gibi doğrultsa da Kur’an ehlinden değildir. Çünkü iman, amellerin en faziletlisidir. İşte iman meyvesini verecek olan da Kur’an’ı anlayarak ve düşünerek okumaktır.

Bediüzzaman hazretlerine sorulan ehemmiyetli bir soruyu ve cevabını, ehemmiyetine binaen aynen buraya derc ediyoruz: Aziz, sıddık kardeşlerim,

Sizlerin ümidimin pek fevkinde gayret ve faaliyetiniz beni, âhir hayatıma kadar mesrur ve müteşekkir edecek bir mahiyettedir. Bu defa mektubunuzda, “Hıfz-ı Kur’ân’a çalışmak ve Risale-i Nur’u yazmak, bu zamanda hangisi takdim edilse daha iyidir?” diye sualinizin cevabı bedihîdir.

Çünkü bu kâinatta ve her asırda en büyük makam Kur’ân’ındır. Ve her harfinde, ondan tâ binler sevap bulunan Kur’ân’ın hıfzı ve kırâati her hizmete mukaddem ve müreccahtır. Fakat, Risale-i Nur dahi o Kur’ân-ı Azîmüşşanın hakaik-i imaniyesinin burhanları, hüccetleri olduğundan ve Kur’ân’ın hıfz ve kıraatine vasıta ve vesile ve hakaikini tefsir ve izah olduğu cihetle, Kur’ân hıfzıyla beraber ona çalışmak da elzemdir. (Kastamonu Lahikası 73)

Ayrıca mevzumuz ile alakalı, üstadın talebelerinden Tahiri Mutlu ağabeyden istihraç bir hatırayı buraya derç ediyoruz:

“Bizlere, hatta herkese şefkatli davranırdı, o celalli görüntüsünün altında çok yumuşak bir davranış şekli vardı. Nasihat ederken, “Risale-i Nurları okuyun” derken hep yumuşak davranırdı, şefkatle muamele ederdi. Adeta yalvararak, “ne olur?” der gibi bir yaklaşımla söylerdi.

Mesela ben kendisine bir defasında “Hafız olmayı çok istiyorum” demiştim, bana yumuşak bir ifade ile “sen” dedi “Risale-i Nurun hafızı ol”, o derecede de Risale-i Nura bağlı ve onun öğrenilmesini yayılmasını isteyen bir şahsiyetti.

Hâşâ! Kur’ana nazire olsun diye değil, bu eserler Kur’anın hakiki tefsiri oldukları için, Kur’an’ı ezberlemekten çok manasını öğrenmenin daha önemli olduğuna inanırdı ve bize de öyle telkin ederdi. Yoksa Kur’an’ı Kerimede çok önem verir okurdu. En az Risale-i Nur kadar Kur’anın okunmasına da önem verirdi, sadece “ezberlemek istiyorum” deyince benim göstereceğim o gayreti manasını öğrenmek için göstermemi istemişti.

 

Günlük Kur’an-ı Kerim Okuması:

Kur’an kıraati gibi hayırlı ibadetlerde süreklilik esas olmalıdır. Zira sürekli yapılan az ibâdet, bir müddet sonra kesilen çok ibadetten daha hayırlıdır.

Çünkü sürekli yapılan ibâdet, az bile olsa Allah'a itâat, zikir, murakabe, niyet ve ihlâsı devam ettiriyor demektir. Bu devam sayesinde az amel, devam etmeyen çok ameli kat kat geçer.

Peygamber Efendimiz (asv) buyuruyor:

“Allah katında amellerin en makbulü az da olsa devam üzere yapılanıdır.”

Günde iki yüz ayeti düşünerek okuyan birisi, kendi çevresindeki yedi kabire (ölen kimseye) şefaat edebilir.” (Buhârî, İman 32; Kenz-ul Ummal, c.1, s.477.)

 

Uygulamada düzenli olarak yapılabilecek bir kur’an kıraati için;

1. Maddi imkânların bol olduğu yaşadığımız devirde, her Müslümanın kendi şahsına ait bir Kur’an-ı Kerim’e sahip olmasının teşvik edilmek suretiyle sağlanması; en büyük dost ve Şefaatçiye olan ciddiyet ve sadakatın da bir tezahürü olsa gerektir.

2. Hemen hemen her bölgede yapılagelen/yapılması lazım olan, cemaatin tümünü tek bir nurani çatı altında toplayan Yıllık Hatim Programlarının icra edilmesi.

Bu programlara dâhil olmak suretiyle, her hafta 1 cüz kur’an kıraati zorunlu olmakta; bunun neticesinde de Kur’an okumaları, hayat sermayemizin her gününe nur katmakta devamlılık arz etmektedir.

3. Haftalık yapılacak 1 cüz Kur’an kıraatinin, mümkün oldukça haftanın tüm günlerine yayılmak suretiyle, okuma programının icra edilmesi müstahsen bir adettir.

Bu güzel âdetin alışkanlık halini alması, hayatımızın ayrılmaz bir parçası haline gelmesi ve günlük dünyevi işlerin akışında kaybolmaması için; mümkün mertebe Kur’an okumalarının günün evvelinde(sabah) yapılması isabetli bir karar olacaktır.