"HÜSNÜ AĞABEY VE NUR CEMAATLERİNİN MÜŞTEREK LAHİKASI"

بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ

‎اَلسَّلاَمُ عَلَيْكُمْ وَ رَحْمَةُ اللّٰهِ وَ بَرَكَاتُهُ اَبَدًا دَائِمًا

Aziz Kardeşlerimiz !

Evvela: Nur’un bir bayramı telakki ettiğimiz muhtelif beldelerden gelen kardeşlerimizle ayda bir tertip ettiğimiz uhuvvet derslerimiz kemal-i sürur ile devam etmektedir.

Saniyen: Asâ-yı Musa’nın İkinci kısmı olan Misbahu’l İman’ın neşrini ve pek kısa zamanda bilhassa lise mekteplileri arasında intişarını medar-ı şükran bir hizmet-i nuriye olarak takdir ve tebrik ediyoruz.

Salisen: Üç ayda bir Nur’un müsbet hizmetleri herkesçe malum ve sadakatla Nur hizmetlerine devam eden Nur cemaatlerinin iştirakiyle, bir araya geldiğimiz istişare ve derslerimiz devam etmektedir. Bu sefer ki istişaremizde hizmette sebkat etmiş bu kardeşlerimizin kemal-i hassasiyet ve ciddiyetle ve hem tam bir ittihad ve ittifak ile ehl-i bid’aya hiçbir vechile müsamaha etmediklerini ve nur mesleğini a’zamî bir dikkat ve kemal-i sıdk ve sadakatle muhafaza ettiklerini görmenin süruru içerisindeyiz.

Rabian: Üstadımız Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri’nin meslek ve meşrebine dair Kur’ân’dan ders aldığı çok muazzam hakikatleri, hem Risale-i Nur’un okunmasında ciddiyet ve izzet ve vakar-ı ilmiyeyi muhafazaya dair hizmet-i îmâniyede bulunan Nur Şâkirdleri için daima tazelenen bir dersimiz ve her vakit temessük edeceğimiz değişmez düsturumuz, maddî-mânevî her türlü engeller karşısında muvaffakıyete, rızâ-yı İlâhîye îsal edici en ehemmiyetli rehberimiz manası bildiğimiz Üstadımızın ve Nurun birinci talebesi Hulusi Bey’in bir kısım mektuplarını nazarınıza arzediyoruz. Hz. Üstadımız:

“Çünkü o dersler, ulûm-u îmâniyeden olduğu için bir insan yalnız kendi nefsine dinlettirse yeter. Bâhusus siz daimâ bir iki hakikî kardeşi de bulursunuz. Hem o dersi dinleyenler yalnız insanlar değil. Cenab-ı Hakk’ın zîşuur çok mahlukatı vardır ki, hakâik-ı îmâniyenin istimâından çok zevk alırlar. Sizin o kısım arkadaşınız ve müstemileriniz çoktur. Hem mütefekkirâne o çeşit sohbet-i îmâniye, zemin yüzünün bir manevî zîneti ve medâr-ı şerefi olduğuna işareten biri demiş:

آسْمَانْ رَشْكْ بَرَدْ بَهْرِ زَم۪ينْ كِه دَارَدْ      يَكْ دُو كَسْ يَك دُو نَفَسْ بَهْرِ خُدَا بَرْ نِش۪ينَنْدْ

Yâni: Semâvât zemine gıpta eder ki; zeminde hâlisen-lillâh sohbet ve zikir ve tefekkür için bir-iki adam, bir-iki nefes yâni bir-iki dakika beraber otururlar; kendi Sâni-i Zülcelâlinin çok güzel âsâr-ı rahmetini ve çok hikmetli ve süslü âsâr-ı sanatını birbirine göstererek Sâni’lerini sevip sevdirirler, düşünüp düşündürürler.” (Barla Lâhikası / s.261) buyuruyor

ve hem diyor :

“Yirmiikinci Söz tashih edilirken dinledim. Gördüm ki; içinde hem küllî zikir, hem geniş fikir, hem kesretli tehlil, hem kuvvetli îman dersi, hem gafletsiz huzur, hem kudsî hikmet, hem yüksek bir ibadet-i tefekküriye gibi nurlar var. Bir kısım şâkirdlerin ibadet niyetiyle risaleleri, ya yazmak veya okumak veya dinlemekliğin hikmetini bildim. Bârekâllah, dedim. Hak verdim.” (Kastamonu Lhk. / s.250)

Hazreti Üstadımız:

“Madem şimdiye kadar ekseriyet-i mutlaka ile Risale-i Nur şakirdleri, Risale-i Nur hizmetini her belaya, her derde bir çare, bir ilâç bulmuşlar. Biz her gün hizmet derecesinde, maişette kolaylık, kalbde ferahlık, sıkıntılara genişlik hissediyoruz, görüyoruz. Elbette bu dehşetli yeni belalara, musibetlere karşı da, yine Risale-i Nur’un hizmetiyle mukabele etmemiz lâzımdır.” (Kastamonu Lhk. / s.235) buyuruyorlar.

Hz. Üstadımız, Hulusi Bey’in Risale-i Nur’u okuduğundaki hissiyatını tebrik ve bizleri de öyle olmaya teşvik sadedinde ise şöyle buyuruyor:

“Cemaata Sözleri okumak zamanında sendeki hissiyât-ı âliye ve fazla inkişaf ve fedakârane hamiyet-i diniye galeyânının sırrı şudur ki: Velâyet-i kübra olan veraset-i nübüvvetteki makam-ı tebliğin envarı altına girdiğin içindir. O vakit sen, dellâl-ı Kur’ân Said’in vekili, belki mânen aynı hükmüne geçtiğin içindir.” (Barla Lâhikası / s.255)

Binaenaleyh Risale-i Nur’u cemaate okumak nimetine mazhar olan kendisinden birşey katmadan mübelliğ-i Nur olmalıdır. Nurun birinci talebesi Hulusi Bey’in şu mektupları da bu hususta calib-i dikkattir:

“Ben burada inşâallah emanetçi olduğum Sözler’i inayet-i Hak’la ve duanız berekâtiyle lâyıklı kulaklara duyurabileceğimi ümid ediyorum. Üstadım müsterih olunuz, bu Nurlar ayak altında kalamazlar. Onları dellâl-ı Kur’ân’dan enzâr-ı cihana vaz’eden Hâlık (Celle Celâlühü) bizim gibi, kimsenin ümid ve tahayyül etmeyeceği âciz insanlarla bile neşr ve muhafaza ettirir. Bu işi ben sa’yim ile, kudretim ile kazandım diyen huddâm, o gün görecekler ki, o mukaddes hizmet, zâhiren ehliyetsiz görünen, hakikaten çok değerli diğerlerine devredilmiş olur kanaatındayım. Bu sebeple oradaki kardeşlerimizden Risale-i Nur ile çok alâkadar olmalarını rica etmekteyim. Hulûsî ” (Barla Lhk / s.36)

“Risaletü’n-Nur, Mektûbâtü’n-Nur’un mütâlaası, tahrir edilmesi, başkalara neşr ve tebliğe alâ-kadri’l-istitâa çalışılması gibi emr-i hayr-i azîme, havl ve kuvvet-i Samedanî ve inayet ve lütf-u Rabbanî ile muvaffak olduğum zamanlar ki; bu evkatta evvelen ve bizzat bu fakir istifade, istifâza, istiâne etmiş oluyor. Bu itibarla mezkûr saatları çok mübarek tanıyor, firakına acıyor, o yaşayışın devamını, tekrarını, kesilmemesini ez-can ü dil arzu ediyorum. Fakat ne çare ki: İğtinam edebildiğim kısacık vakitlerde zihnimi safîleştirip Nurların karşısına, dolayısiyle Kur’ân’ın mu’cizeleri mecmuasına ve aziz, muhterem Üstadımın medresesine ve ol Seyyidü’l-kevneyn Peygamberimiz Efendimiz (A.S.M) Hazretlerinin ravza-i saadetlerine ve nihayet Rabbü’l-Âlemîn Teâlâ ve Tekaddes Hazretlerinin huzur-u lâmekanîsine çıkıyorum. Bu sebeble cidden o Nurlarla iştigal etmediğim zamanlar, keşke enfâs-ı ma’dude-i hayattan olmaya idiler, diyorum. Hulûsî(Barla Lâhikası / s.36)

Ve Üstadımız derslerde ki tavrımızın nasıl olması gerektiğini şu mektuplarla bize ders veriyor:

“Kur’ân-ı Hakîmin hizmeti esnâsında ve hakàik-ı îmaniyenin dersi vaktinde, o hakàik hesâbına ve Kur’ân şerefine, o makamın iktiza ettiği izzet ve vakar-ı ilmiyeyi ders vaktinde muhâfaza edip, başımı ehl-i dalâlete eğmemek için, o izzetli vaziyeti muvakkaten takınıyorum.” (Lem’alar / s.197)

“Ahlâk-ı âliyeyi ve yüksek huyları hakikata yapıştıran ve o ahlâkı daima yaşattıran, ciddiyet ile sıdkdır.” (İşârât-ül İ’caz / s.118)

Elhasıl:

Muazzez Üstadımız:

“Risale-i Nur gerçi umuma teşmil suretiyle değil fakat her halde hakikat-i İslâmiyenin içinde cereyan edip gelen esas-ı velayet ve esas-ı takva ve esas-ı azîmet ve esasat-ı sünnet-i seniye gibi ince fakat ehemmiyetli esasları muhafaza etmek, bir vazife-i asliyesidir. Sevk-i zaruretle, hâdisatın fetvalarıyla onlar terk edilmez.” (Kastamonu Lâhikası / s.62)

buyurarak hizmette sadakat ve sebat, vazifemizde her an takva, gayret ve ciddiyet tavsiye ediyor.

Cenab-ı Hak Risale-i Nur’un bizlere kazandırdığı pek büyük kar ve neticeye mukabil,

tam sadakat ve sarsılmaz sebat ve kanaat ile ihlas ve takva dairesinde istihdam olunmayı nasib etsin

ve bizleri sırat-ı müstakimden ayırmasın.

9 Ocak 2020

Umum Nur Talebeleri Namına

Hz. Bediüzzaman’ın hizmetkârı ve talebesi

Hüsnü Bayramoğlu

Facebookta Paylaş Tweetle